Işık Şerifsoy

25 Mart 2020

Kodlar!

Eskiden kreatif ekiplerin kim oldukları belliydi. Çalıştığımız şirketlerin kurumsal iletişim departmanlarında, kreatif işler yapılırdı. Çalıştığımız ajanslardan gelen insanlar kreatifler denilen insan türüne uyumlu olurdu. Daha rahat görünürlerdi ve bu da onların kreatifliklerinden ileri gelirdi. Onlar rahat oldukları için mi kreatif ekip oldu? Kreatif ekip oldukları için mi rahatlardı? Özellikle çok kurumsal şirketlerde bizler, topuklu ayakkabılarımızın, kravatların, ceketlerin içine sığmaya çalışırken onların bu kreatif rahatlığını beğenirdik. Birgün bir şirketin kendi içindeki tasarım ekibiyle tanıştım. Havalanma molası verilen güzel terasta, toplantı yaptığım […]
25 Mart 2020

Çalışan bağlılığı ve çalışan sağlığı

Neredeyse tüm rahatsızlıkların stresle ilişkilendirildiği bir dönemden geçiyoruz. Burada maddeleyerek “takipçi bağlılığı” ile ilgili risk almak istemem ama bir çok hastalık, teknolojik ilerlemelere, tanı ve tedavi yöntemlerindeki olağanüstü gelişmelere rağmen yayılmayı sürdürüyor. Kalp hastalıkları dünyanın hemen her yerinde alarm veriyor. Ve uzun süre görmezden gelinen obezite, kalp hastalığına zemin yaratacak şekilde dünyayı tehdit ediyor. Gallup verileri esas alınarak ABD’da yapılan bir (https://www.mdpi.com/1660-4601/16/2/230?utm_source=link_newsv9&utm_campaign=item_259850&utm_medium=copy)  araştırma, çalışma ortamındaki güven duygusunun, kalp hastalıklarını tetikleyen 7 risk faktörüyle doğrudan ilişkisi olduğunu gösteriyor: sigara, obezite, düşük […]
25 Mart 2020

Bağlanmak istemiyorum!

Sabah kahvemi içerken, yazacağım makalenin de satır başlarını düşünüyordum. Dünyanın hemen her yerinde çalışan bağlılığı üzerine çalışmalar yapıyoruz, şirketlerde ortaya koyduğumuz değişim elle tutulur gözle görülür sonuçlar veriyor. Bunları yayınlıyor, gittiğimiz şirketlerle paylaşıyoruz. Bunlar sadece E&G olarak bizim yaptıklarımız… Akademisyenler, danışmanlar, İK profesyonelleri de çalışan bağlılığı ile ilgili durmaksızın bilgi üretiyor. Buna rağmen, yıldan yıla yapılan araştırmalar hep daha düşük sonuçlar ortaya koyuyor. Acaba şirketler de tıpkı uzun süreli ilişkilerden korkan insanlar gibi bağlanma sorunu mu yaşıyorlar? Şirketlere bu sorunu […]
25 Mart 2020

Çalışanlar nasıl ayrılıyor?

Neden ayrılıyor sorusunun yanıtıyla ilgili bir çok sebep var. Bu yanıtların en başında da amirleriyle anlaşamadıkları için ayrıldıkları var. Bir çok uzmanın söylediği gibi genelde çalışanlar işlerini değil, yöneticilerini terk ederler. Ücret, sosyal haklar, işyerinin lokasyonu gibi sorunlar sonraki maddeleri oluşturur. Ama ben bu yazıda başka bir soruyu irdelemek istiyorum. Neden ayrılırlar değil. Nasıl ayrılırlar? Seçme ve yerleştiricin son halkası Birlikte çalışacağınız insanları seçmek için ciddi bir zaman, emek ve para harcıyorsunuz. Süreç zorlu ve uzun. Ne de olsa, yetenekli […]
25 Mart 2020

Şirket bir iletişim fırını olsun!

İşyerlerinde ayak üstü sohbet harikadır. Yemek molası sırasında, kahve makinesinin başında, şu sıralar pek çok şirketin korkmadan yaptığı gibi rahatlama ve dinlenme odalarında… Havadan sudan söz ederek birlikte zaman geçirmek güzeldir. Çalışanların birbirleriyle kuracağı iletişimde bu küçük sohbetler paha biçilemez bir değer taşır. Geçenlerde bir şirketin İK bölümünde çalışan bir arkadaşım şu cümleyi kurdu: “Piknik düzenlemeyi düşünüyoruz insanlar birbirleriyle sohbet etsin biraz kaynaşsın diye” dedi. Kaynaştırmak için ne yapacaksınız peki dedim? “Halat oyunu düşünüyoruz” dedi. Yarışmalar falan… “Güzel” dedim, “Dilerim […]
25 Mart 2020

Dedikodu kültüründe hayatta kalmak!

Dedikodu tüm iş hayatım boyunca sık sık karşılaştığım bir şirket virüsü. Dedikodu yapmış da olabilirim, dedikodu yapılan ortamda fazlasıyla bulunmuş da olabilirim. Ve kesinlikle bir dedikodu malzemesi olmuş olabilirim. Dedikodu malzemesi olduğumu anlamak için kahin olmam da gerekmedi hiç, sonradan değişen tutumlardan, “sizinle ilgili ilk izlenimim çok  farklıydı” tarzı cümlelerden, bazı bakışlardan ve bakışmalardan anlarsınız sizinle ilgili bir sohbet! geçtiğini… Arada sırada kulağınızda yankı gibi bir ses duyarsınız ya hani, biz Türkiye’de buna kulağını çınlattık deriz, işte öyle bir şey.:-) […]